İleri Seviye Permakültür Çalıştayı

Penny Livingston Stark ve Mustafa Bakır

29 Nisan – 6 Mayıs 2012

Türkiye geçtiğimiz yıllarda sürdürülebilir yaşam tasarım felsefesi/bilimi/sanatı olan permakültürle tanıştı ve bu hareketin hızla yayılmasına şahit oldu. 2009′dan beri pek çok eğitim düzenlendi, 200′den fazla kişi permakültür sertifikası sahibi oldu. Geldiğimiz noktada permakültüre giriş ve sertifika eğitimi alan kişilerin toprak, su, bitkiler ve topluluk çalışmaları konularında uygulamalarla daha derinlemesine öğrenebilecekleri bir atölye çalışması hayal ettik. Son 3 yıldır Türkiye’de eğitimler veren ve permakültürün öncülerinden Penny Livingston-Stark ve Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü’nün kurucusu Mustafa Bakır’ın, permakültürü aktif olarak uygulayan güçlü bir asistan kadrosunun desteğiyle vereceği bu ileri seviye permakültür çalıştayı, permakültür bilgi ve tecrübe birikimimizi ciddi anlamda arttıracak.

Bilgi ve kayit icin:

http://bayramicyenikoy.com/


Ekolojik Mimari ve Doğal Yapı Çalıştayı

 Penny Livingston Stark ve Janell Kapoor 

12-19 Mayis 2012

İlki Haziran 2011′de düzenlenen bu çalışma yine Penny Livingston Stark ve Janell Kapoor liderliğinde gerçekleşiyor. Geçen seneki çalıştay o kadar başarılı ve keyifli geçmisti ki devamının geleceği şüphe götürmezdi. Konularındaki yetkinlikleriyle olduğu kadar güleryüzleri ve renkli kişilikleri ile de gönülleri kazanan Penny ve Janell’i yine aramızda görmekten mutluluk duyacağız. Ekolojik mimari ve doğal yapılar konusunda meraklıysanız bu çalıştay kaçmaz. Umarım, özellikle bu konuda kendini yetiştirmek isteyen genç arkadaşlarım katılırlar.

Bilgi ve kayit icin:

http://bayramicyenikoy.com/

"A question for the fresh spring breeze:
What is the garden going through
that makes the bulbul sing
so restlessly.
Compared to your ravishing countenance,
the beauty of a flower pales
Amongst flowers in the garden,
you are like a flower amidst bramble bush.
Oh, treasure of remedies,
look kindly upon the ailing
The cure is in your hands
and you leave us be.
Another life is needed,
for time was spent
in this one
in hopefulness."

.her ankara yolu gibi, akşam fatih ekspresine atlayıp gidiyordum ki, bu sefer murat ve sedef de vardı yanıbaşımda. onlar permakültüre giriş kursuna niyet etmişlerken, ben de hem permakültürcüler hem de ankaralıları bir arada görüverecek olmanın heyecanıyla doluydum. timuçin, dilan, emre, melis, hira, ali kışlak; herbirini yeniden gördüm, hiç beklemediğim kadar kısa bir zaman diliminde. onlardan dinlediklerim, heyecanla anlattıklarım daha da motive etti ve şevklendirdi. ankara insanlarında ise; şehrin ağırlığından çok insanların yorgunluklarını hissediyordum. zıtlıklarıyla birbirine çok da yakın olduklarını hissettiğim iki farklı duygu ve durumlar arasındaydım. bu iki arada bir derede kalmışlık haliyle kaldım ve sanırm hala da öyleyim. ve her şeye rağmen o şehirde kurduğum ilişkilerin samimiyeti ve duruluğuyla dönmek istemesem de döndüm.

yıllardır kafam ne zaman atsa, istanbul beni yutmadan kaçar giderdim ankara’ya. bu sefer biraz daha başkaydı gidişim, umutla, mutlulukla gidiyordum. zor zamanlardan geçiyorduk belki de herbirimiz, ama hepimiz başka başka şekilde yaşıyorduk. mutsuz yüzleriyle karşılaştığımda güzel insanların, üzüldüm elbet, ama bir yudum dahi olsa umut kırıntısı kaldığına inandım veda ederken. 

ve dönüşümde kendi hayatıma bakakaldım. çevremde kimsecikler kalmamaya başlamış meğer, ve o içten muhabbetler yokmuş. motive olabildiğim bir rutine bağlanmışım, bağımlı hale gelmişim belki de. biraz içime, kendime kapanırken, umutlu ve huzurluyum yine de. biraz durmak, yalnız kalmak ve o ne olduğunu bilmediğim duyguyla dans edercesine birlikte yürümek isteğindeyim. 

ve yeniden ankara diyorum, çok yakın bir zamanda. her ne ise o şehirde beni çeken, oraya doğru kayıyor aklım, gönlüm, ruhum.

.her mevsiminin tadına varma şansına eriştiğim köyüm. bu sefer her şey daha farklıydı, soğuktu, içerlere saklanmıştı. istanbul’dan ne kadar bunalarak ayrıldıysam, ohh şükür dediysem, dönerken de şehir beni kucaklıyordu. 

.kendi yolumda ve sakince ilerlerken güzellikler çıktı hep karşıma bu yaz boyu. güz-kış hep devam ediyor. köyün değişen renklerinde, değişen hayatlar ve yeni yüzlerle başka bir etkinlikte biraraya geldik eski-yeni dostlar. meditasyon-yoga-felsefe derken biraz yoruldumsa da kendimi dut ağacının altında buldum ve ohh dedim yeniden. izledim kendimi, çevremi, nefesleri, sesleri. doğanın devinimindeki narinliğe bakakaldım, içselleştirdim. 

.sobalı odamız ve dersliğimizde is kokularıyla permakültür buluşmasını hatırladım önce ve daha nice çemberleri  o ateş başında geçirdiğim. ve şehir beni çağırdığında beklemiyordum bu kadar iyi hissedebileceğimi. şu an ve burdayım. köyümün havasını çektim içime, burada ne yapabileceksem ona dair bütün enerjim bende, içimde. hadi o zaman yolda olmaya kaldıralım kadehimizi ve minnettar olmayı unutmayalım.

fotoğraflar için merve, ömer, murat ve zeynep’e teşekkürler.

.cesaret, belki de tek sahip olmamız gereken şey. ya da sadece farkına varmamış gereken. 
işte bir kadın tanıdım ki bu yaz, hayatımda yoluma ilerlerken sıcaklığını içimde hissettiren, kapılar açan, zamanı gelince bana ayna tutan. ve filiz artık kendi yolunda, tüm cesaretiyle, çevresine yaydığı enerjiyle. 
.cesur yeni dünya/brave new world ile filiz bize kendi yolculuğunu, fotografik hikayelerle bize anlatmakta bir süredir. insanlığın içinde olduğu dönüşümün ve bu geçiş çağının izlerini sürmekte ve bu yolda ne karşısına çıkarsa bizi de o yola davet etmekte. 
amerika’nın batı sahilinde yaklaşık 3 aylık spiritüel ve öğrenme yolculuğunda olan filiz’in projesine yürekten destekçiyim. merak edenler aşağıdaki linklerden blogunu takip edebilir ve crowd-funding ile desteklerini sunabilirler…
blog-brave new world
crowd-funding/indiegogo .cesaret, belki de tek sahip olmamız gereken şey. ya da sadece farkına varmamış gereken. 
işte bir kadın tanıdım ki bu yaz, hayatımda yoluma ilerlerken sıcaklığını içimde hissettiren, kapılar açan, zamanı gelince bana ayna tutan. ve filiz artık kendi yolunda, tüm cesaretiyle, çevresine yaydığı enerjiyle. 
.cesur yeni dünya/brave new world ile filiz bize kendi yolculuğunu, fotografik hikayelerle bize anlatmakta bir süredir. insanlığın içinde olduğu dönüşümün ve bu geçiş çağının izlerini sürmekte ve bu yolda ne karşısına çıkarsa bizi de o yola davet etmekte. 
amerika’nın batı sahilinde yaklaşık 3 aylık spiritüel ve öğrenme yolculuğunda olan filiz’in projesine yürekten destekçiyim. merak edenler aşağıdaki linklerden blogunu takip edebilir ve crowd-funding ile desteklerini sunabilirler…
blog-brave new world
crowd-funding/indiegogo

.cesaret, belki de tek sahip olmamız gereken şey. ya da sadece farkına varmamış gereken. 

işte bir kadın tanıdım ki bu yaz, hayatımda yoluma ilerlerken sıcaklığını içimde hissettiren, kapılar açan, zamanı gelince bana ayna tutan. ve filiz artık kendi yolunda, tüm cesaretiyle, çevresine yaydığı enerjiyle. 

.cesur yeni dünya/brave new world ile filiz bize kendi yolculuğunu, fotografik hikayelerle bize anlatmakta bir süredir. insanlığın içinde olduğu dönüşümün ve bu geçiş çağının izlerini sürmekte ve bu yolda ne karşısına çıkarsa bizi de o yola davet etmekte. 

amerika’nın batı sahilinde yaklaşık 3 aylık spiritüel ve öğrenme yolculuğunda olan filiz’in projesine yürekten destekçiyim. merak edenler aşağıdaki linklerden blogunu takip edebilir ve crowd-funding ile desteklerini sunabilirler…

blog-brave new world

crowd-funding/indiegogo

.her yeniköy’e gelişimde hissetiğim o ılıklık ve heyecan vardı yine içimde.biga-çan-muratlar otostopla farklı yol arkadaşlıkları ve sonunda hasretlik köy kahvesi. işte yine balıkçı kahvede bizi bekliyor. muratlar kahvesinde babam gibi balıkçı’yı bulmak ve ona hasretle sarılmak bütün güzellikleri hissetmemi sağlamıştı yine.hazirandan beri hiç terk etmediğim, her seferinde daha da büyük parçaları bıraktığım köyümüzü yeniden kokladım ve bütün yorgunluğum, kırgınlığım geçiverdi. güzel niyetlerle biraraya gelen bir avuç insanın cömertçe her zaman açtığı evi yeniden yaşamak .her köşesine sinmiş kahkahalar, uykular, sarhoşluklar ve sevgi.

anadolu jam’i beklerken bir yandan koşturma halimiz, hazırlık telaşı ve yeni insanları karşılama heyecanımız içiçeydi. cuma sabahı ilk katılımcılar gelmeye başladılar. herbirini kıpır kıpır bir yürkle karşıladı,daha ilk “merhaba”lardaki içtenlik gelecek günlerin içtenliğini gösteriyordu. bir heyecanla insanları doyurma, gezdirme, anlatma görevleriyle kendimi kaybetmiş dahi olabilirim,biraz durmaz mı bu kız diye düşünmüş bile olabilirsiniz. karşılamalar, kurulup toplanan sofralar derken öğledensonra bahçede başladık jam’e oyunlarla.

ve artık ilk çemberimize ve bundan sonraki günlerimizi geçireceğimiz dersliğimize yerleştik. çemberin ürkütücü bir yanı olmasına rağmen enerjisinden asla kopamadığımı biliyordum ve ordaydım. sabahtan akşam 10’lara kadar süren çemberler arasında duygusal,ruhsal,içsel yolculuklara ıkıyor, bazen bir dost buluyorduk hemen yanıbaşımızda, ya da birçok… ciddi biçimde savrulduğumu hissettim saatler hatta dakikalar içinde. kimiz zaman 20 kişi kimi zaman 2 kişi birbirimizi dinlemeyi, “ben”den konuşup o an içimizde ne varsa paylaşabilmeyi öğğrendik. yargılardan arınıp,kendi farkındalığımızla sert biçimde yüzleştik bazen. genellemelerden uzak, “ben” ne hissediyorsam onu ifade edebilmeyi denedik. can kulağıyla dinleyip, kalpten kalbe konuşmanının hafifiliğini hissetmeye başladım ilk günden. her geçen oturumda küçük gruplardan daha büyük çemberlere aktarılan paylaşımlarla bağlarımız da kuvvetleniyordu sanki. yükselen enerjimizle bu kadar kısıtlı zamanda yakınlaşmıştım benliklere.

pazar günü sabahtan uygar’ın liderlikle ilgili yaptığı sunumla birlikte “ben” lerden hızlı bir uzaklaşma ve dünyaya bakma haliyle ben kendimi çok yersiz ve kaybolmuş hissettim. sonradan anlaşıldı ki grupta da benzer kopuşlar olmuş ve bunun üzerine bir re-connect çemberi yapmaya başladık. bir gece önceki enerji ve bağlar hiç olmamış gibiydi, çatlaklarımızı gördük böylece. bir noktadan sonra benim için gerilimli olup da kendimi daha da kopmuş hissettiğim ortamda “ben”den konuşmalardan yargılara  kayan bir dil hakim olmaya başladı. çember bitesiye anlayamadığım sıkıntı tamamen dışarda, toprakta, kendimle başbaşa olma isteği imiş meğer. nefes alıp, sessizliği dinlemek çokça iyi geldi ve yeniden geldiğimde biraz daha katlanılabilir geldi her şey. geç bir akşamüstü vakti yeniden o gerilimli dersliğe girmek zor geldi ama isteksizce de olsa girdim içeri ve biliyordum ki bu hislerimde yalnız değildim. mumlarla puslu bir ambiyans ve mandala çemberi. çemberin gerilimi, yarattığı endişe her ne kadar o gece ağır geldiyse de şimdi şimdi anlıyorum bazı şeyleri ve umut ediyorum ki herkes kendine bir alabilmiştir o çemberden de. çemberin kapanışı olması gerektiği gibi değil doğal akış içinde bitmesi gereken noktada oldu. zor bir geceydi. 

pazartesi günü artık o dersliğe girmek istemiyordum. o duvarlar yutmuştu, duymuştu, yaşamıştı her şeyi ve sarmalıyorlardı benliğimi. nefes alamadığımı hissettiğim bir yer haline gelmişti artık. güzel bir sabaha uyanmış olsam da dersliğe girmek beni rahatsız hissettiriyordu. kendimi dışarısında görsem de çemberin zaman zaman dahil olabildiğim bir sabah çemberi oldu. meleğimin ömer’le bana gönderdiği dağ-tepe dolaşmaca haliyle öğledensonra çemberlere dahil olabildiğimi hissettim. zor gecenin artıklarıyla beslemeden yeni bir günün tazeliğiyle akışa devam ettiğimiz günün sonunda ateş başında son günü hissettik biraz daha. nihayet ateş başına taşındığına kendi adıma çok sevindiğim nerdeyse kapanış çemberi kıvamındaki çemberde farkına vardığım şeyler, benliğim, hislerim, duyularım ve içinde bulunduğum grubun sinerjiniyle büyülendim. şükran ve hayranlık duygusuyla saf bir sevgi patlaması vardı. ateşin dumanında tütsülendik, gece boyu delirdik, içmeden sarhoş olduk, dans ettik, günün ağarmasıını izledik. 

salı sabahına, en zor olacağına inandığım o son sabaha gelmiştik. tabi ki vedanın yaklaşması hali. ki çokça yaşadım bu sene tam da aynı yerde ve bildim ki bu vedalar hep yeni merhabalar demek. burdan gitmek asla gerçekleşmeyen tatlı bir oyunun parçası. grubumuzun hepbirlikte ettiği son kahvaltının ardından müthiş bir deneyim yaşayacağımızı bilmeden dersliğe doğru geçtik yeniden. artık temizdi havası ilginç bir biçimde, arındırmıştık demek ki bir şekilde…her bir kişinin kulağına fısıldanan sözlerle o insanla son kez paylaşmak istediğimiz duyguları ifade ediyorduk. her ortaya oturan yeni 3 kişiyle garip bir akışla heyecansız ve sakin bir bağ kuruyordum. dokunuyordum, eğiliyorum ve kelimler kendileri akıyordu. sonra ne dediğime dair bir fikrim olmadığını hissediyordum. ortada oturan o 3 kişiden biri olma sırası geldiğinde tahmin etmemiştim bu kadar yoğun ve cennetlik bir his olacağını. ellerini tuttuğum insanlar yokmuş gibiydi. sadece ben ve sırtımdan bütün vücuduma yayılan sıcaklığı hissettiğim güzel bir ruhlar ve fısıltıları vardı. mezarımda toprağımı okşayarak söylenen sözleri dinler gibiydim. hareketsiz, dertsiz ve huzurlu. ruhum yolculuğa çıkmıştı sanki uçarcasına, o sandalyede ilk gözlerimi açıp da dünyayı yeniden algıladığımda zihnimde tek bir kelime kalmamıştı. hafiflik vardı üstümde, ve derslikten veda seromonisine geçerken bu son paylaşımın derinliğiyle her şeyin ne kadar da kolaylaştığını anladım.

bir grup insanı uğurladıktan sonra balıkçı’yla ufak bir yürüyüşe çıkıp etrafı gezdik. akiam yolcularını da uğurladıktan sonra şarabımızı açtık ve gülümsemeye devam ettik şu son 5 günde kazandıklarımız, farkına vardıklarımız, okumayı öğrendiklerimizle.

çarşamba sabahı ev sahibimizi ve filiz’i de yolcu ettikten sonra son 5’li kaldık(didem,ömer,merve,özgür,yağmur). tohum ambarında paylaştığımız 2 fincan dolusu türk kahvesi, kolaktif fal,ambarın büyülü ortamını solumak derken ömer’in hareket geçirmesiyle ormanlarda kaybolduk, çam ağacına yuva kurup köyümüzü seyrettik. bayırlardan aşağı bırakıp kendimizi geldik köyümüze. sıra ömer’deydi, traktörle uzaklaştı muratlar’a doğru. kalakaldık 4 kişi. akşamüstü raşit abinin şen sohbetiyle ve vesilesiyle birer kadeh şarapla demlendik. post-jam çemberi yapmak üzere odamıza çekildik zencefil çayımızla. birçok noktada nasıl da benzer duygular içine girdiğimizi yeniden keşfederken çemberden pek de vazgeçemediğimiz anladım. bu post-jam çemberinden acaip tespitler çıktı, yakında paylaşacağız. sıb 4’lü de aynı havayı soluyarak uykuya daldık. 

sabahleyin garip bir kıpırtıyla uyandım. zor olsa da bir istanbul gerçeği vardı,ailem, kardeğim ve dostlarım. ve şimdi zamanıydı. hep ruhumu bırakıp yola çıktığım yeniköy’de son gecemdi şimdilik. tam da bugün 8 eylül’de yeni bir yol başlıyordu benim için. şehri kabul edip öyle kendime baktığımda gördüm ki ayrılış bir başlangıç sadece ve şu an istanbul yönüm sonra kimbilir neresi.

son olarak 8 eylül sabahı kendi kendime yazdığım 2 satırı sizlerle paylaşmak istiyorum;

artık yola çıkma zamanı gelmişse yine, o yükselişler gelir içine. mutlu ve huzurlu kareler tam içimde, dokunduğum her yürek benliğimde.

.hiçbir beklentiyle gitmemişken neler olduğunu ilerleyen günlerde çözümleyebildiğim bir cümbüştü benim için anadolu jam.güçlü bir enerjiyle akşımızı, bağlanışımızı, kopuşlarımızı, patlayışlarımızı yaşadık her birimiz kendince. ve şimdi bunu sindiredururken bir yandan da paylaşmaya çalışacağım.bir sonraki post’ta tabi.

.sonunda erken kalkabildiğim bir gün.briken’in elleriyle hemenceceik yaptığı köşkte nefis gökyüzünü izleyerek uyunan gecenin ardından erkenden uyanabildim ve sevgili golden retrieverımız nefes ile sahilde 1 saate yakın bir yürüyüş yaptık.herkes hala uyku halindeydi döndüğümüzde.hemen şifalı ot spiralimizi ve sirken-domatesler olan küçük bostanımsı yeri suladım.hala uyuyorlardı.artık spiralden beslenmenin zamanı gelmiş diyerek,taze fesleğenlerle krep hazırladım herkese.kahvaltı bitti,organik atıkların birikintisi artmıştı.hadi komposta.yeni bir kompost daha hazırladıktan sonra ufak çaplı bir mıntıka temizliği,veranda temizliği derken baktım ki fıstık çamı kozalakları dizilmiş camın önüne.çocukluğumda annemle yaptığımız gibi bütün fıstıklarını çıkartık kırdım temizledim hepsini.ve tabi ki hemen zeytinyağlı biber dolması hayal ettim.bostanımızda henüz yok ama en azından fıstıkları bizden.biraz etraf toparlamaca,çamaşır işleri derken güneş etkisini azalttı.yine yolumuz düştü ambara,artık sebzelerimizi görebiliyoruk.yükseltilmiş sebze bahçemizde tohuma kaçan sevgili domateslerimiz,biberlerimiz,mısırlarımız vs. günbatımına doğru doyulmaz bir manzara veriyorlardı artık bize.güneş bizi ışığından mahrum bırakanan kadar çalıştık ve sonra bağ-bozumu için ocaklardan katkısını koyacak insanlarla konuşmak üzere toplantıya gittik ekin’le.nerdeyse 3. haftam burada ama kadir dadan ve sevgili eşi güler abla dışında 3-5 kişiyle daha tanışıp ne yapıp ederler dinlemek hoş oldu.biraz da buranın gerçekleriyle yüzleşmek oldu.hibrit tohumları ekip de her sene yine o tohumlardan alıp yine de yakınan, ilaçlama yapıp bunla övünen bir bilinç.ya da adı her neyse.yine de biz doğru olarak gördüğümüzü emeğimizle birleştirip ortaya koymaya çalışacağız.

.kapıdağ yarımadasından sonra güneye döndüm yüzümü.güzel izmir’e dokundum önce.şehir yine de güzel gelemedi tabi o kadar topraktan, güzel insandan sonra.bir diğer güzel dost anıl kucakladı beni izmir’de.1 gece yatıp dinlendikten sonra marmariç’e doğru yola düştük.basmane garından atladık trene,ver elini permakültür enstitisü.

tabi o kadar kolay olmadı işler.karpuzlu durağında açılmayan kapı,sonraki duraklarda inadımıza durmayan tren derken erkan’ı taa bayındır’a kadar gelmek zorunda bıraktık.geç olsa da marmariç!e doğru yola koyulduk.seda ve xavier çiftini de kızılcaova köyünden alıp dağın sırtına tırmanmaya başladık.

bir indik ki arabadan,yine tanıdık yüzler ve sesler.aybike,alper ve ruken.marmariç her ne kadar yeniyse de bizlere bilindik simaları yeniden görmek güzeldi.önce leyla ve ruken eşliğinde ufak bir tur attık köyde.birkaç haftadır süren kümes ve sera çalışmalarını gösterdiler bize.

elma bahçelerinden geçip gölete çıktık ve sonra yeniden okula döndük.marmariç ailesiyle geçecek 2 sıkı gün var idi önümüzde ve bir de yine erdek’i hep hatırlatan o deli rüzgar.

hira ile 11 kişilik sınıfta başladık derslere.mustafa’nın önemli noktalarda olan katkıları,hira’nın sakin ve içten anlatımı ile dopdolu geçen ilk günün sonunda bir baktık ki emre gelmiş.o da güzel haberler getirdi bizlere kars’tan.permakültür eğitiminin adım adım uzak bölgelere de ulaşabileceğini duyar gibi olmuştuk ama bunun bu kadar hızla gelişeceğini tahmin etmemiştik.oralarda yerel yönetimle bağlantılar kurulmuş ve sunumlar yapılmış,heyecanlı gelişmeleri beklemekteyiz.

pazar günü sabahtan öğlene kadar süren anlatımlardan sonra mustafa ile önce kompost sonra da arazi gezisi yaptık.

ve işte o zaman her şeyin nasıl da deneye yanıla ve zamanla öğrenerek olduğunu,ve gerçekten de kapının eşiğinden,balkonumuzdan,yaşama alanımızdan başlayıp bir an önce sistemli biçimde çalışmak gerektiğini daha iyi anladım.en az hatayla ama yine de yaparak,adım atmaya başlayalım.

sarsıldım.çok da iyi geldi.beklediğimden fazlasını alabildim ve hemen erdek’e dönüp yarım kalmasına gönlümün razı gelmediği bahçe işlerine dönmeye karar verdim.haftasonuna kadar erdek’te ekin’le ne varsa o işlere koşturuyor ve belki de yapılabilecek en önemli şeyi yapıyor olacağız.boş bakacağız.

bütün marmariç’e selam olsun,çok güzel bir aile var ve daha büyüyecek,her an rahatsız edebilirim ama.

.bağ-bahçede son günlerimizde bol bol eliza ile oynadık,tohum ambarı ziyaretleri yaptıkyoga ve chi gong derslerine elimizden geldiğince katıldık.eliza’ya bakıcılık işi çok rağbetteydi,birlikte çocuk olduk,anne-baba olduk,arkadaşlık ettik.

bağ-bahçede işler hali yoluna girerken,ekin’le akşamları tohum ambarında yabani ot temizliğine gittik geldik.bir akşam bağ-bahçeye döndüğümüzde aç ve yemeksizdik ama güler ablanın ambardan bize verdiği patlıcan ve biberlerle gece vakti kendimize ziyafet çektik.insanın toprağa bulanıp da toprağa verdiği emeğin karşılığını alabilmesi kadar huzur veren bir his yok sanırsam…

.kampa sonradan  katılan enstrüman yapımcısı güzel insan briken 1 gün içinde bize köşk(çardak) yaptı.

hemen keyfini sürdük tabi onun ve kamptan ayrılmadan önceki gece orada yine şarkılar söylendi ve son gecemi de yıldızlar altında esintiyle geçirdim.

şimdi izmirdeyim.anıl’la marmariç’e geçeceğiz.permakültüre giriş kursundan sonra bakalım yönümü nereye döndüreceğim.